Bir Eylem Ne Demek? Bir Anın Derinliğinde
Kayseri’de, biraz dağılmadan, biraz dağınık bir şekilde yürüdüğüm o sabahın sonunda, aklımda tek bir soru vardı: Bir eylem ne demek? Şehir her zaman olduğu gibi aynıydı; taşlar, caddeler, kalabalık, aynı insan yüzleri. Ama ben farklıydım. Düşüncelerim o kadar karmaşık hale gelmişti ki, tek bir kelimeyle anlamlandırmaya çalışmak, çok derin bir ihtiyaçtı.
Eylemlerin Ardında Neler Var?
Yavaşça yürüdüm, o gün pek hızlı değildim. İçimdeki karmaşayı bir kenara bırakmaya çalışarak, sokakta geçen insanların yüzlerine odaklandım. Her biri bir şey yapıyordu, ama bir yandan da hiçbir şey. Kimisi elindeki telefonla bir şeyler yazıyordu, kimisi bir mağazanın vitrinine bakıyordu. Hepsi, bir şekilde bir eylemdeydi ama hiçbirinin ne yaptığını anlamıyordum.
Bir eylemin anlamı sadece hareket etmek değil miydi? Yani, bir şeyin gerçek anlamda yapılması. Ama bir şey yapmakla gerçekten yapmak arasında nasıl bir fark vardı?
O an, aklımdan geçen her şey birdenbire buluştu. Her şeyin bir amaca hizmet etmesi gerekmez mi? Bir adım atmanın, bir karar vermenin, birinin gözlerine bakmanın bir amacı olmalı. Yoksa her şey sadece boş bir eylem olurdu. Ve bu düşünce, sanki içimde bir kapıyı aralamıştı. O kadar kolay, o kadar doğal bir şekilde beni sarhoş etti ki… Bir eylemin ardında bir his, bir duygunun olması gerektiğini fark ettim.
Hayal Kırıklığının Eyleme Dönüşmesi
İşte o sabah, sokakta yürürken, bir anlam aradım. Her bir adımımda bir anlam peşindeydim. Her eylemde bir şey kaybetmenin, bir şey bulmanın umuduyla… O gün sabah kahvemi içtiğimde ve bir süre sonra çalışma masama oturduğumda, gözlerimdeki bulanıklığı görmüştüm. Kaybettiğim bir şey vardı, ama neydi?
Birine duyduğum hayal kırıklığının o kadar derinleşmesiyle bir şey fark ettim. O hayal kırıklığının içinde kaybolmuş bir eylem vardı. O kişiye belki yüzlerce kez “bunu yapmalısın” dedim, belki de bekledim, ama o hiç değişmedi. Ona verilen her şansımda bir şey daha kırıldım. Ve içimde bir şey vardı, o an ne kadar zorlayarak yapmaya çalışsam da bir türlü yerine oturmuyordu. Çünkü duygular, eyleme dökülmeliydi ve benim bu eylemi gerçekleştirmek için cesaretim yoktu.
Benim için hayal kırıklığı bir eylem değildi aslında. Bir eyleme dönüşmemişti, hala kalbimde bir yaraydı sadece. Kendi içimdeki bu savaşı görmek, sonrasında ne kadar zorlayarak bir adım atmaya çalışsam da hala kaybolmuş hissi verdi.
Eylem: Cesaretin Bir Yansıması
Bir eylem, bir şey yapma cesaretiydi. O sabahki yürüyüşümde ne kadar fark etmesem de içimdeki bu soruyu sordum. Cesaretim vardı, ama kullanmayı unutmuşum. Bazen birini sevmenin bile bir eylem olduğunu unutuyorum. Sadece söylediklerini duymak, anlamak ve sonra harekete geçmek yeterli değil. Bir şeyin yapılabilmesi için içindeki o gücün, bir duygunun harekete geçmesi gerek.
O sabah kendimi kaybolmuş hissettiğimde, tek bir cümle aniden beni bir yere getirdi: “Eylem, yalnızca yapmak değildir. Yalnızca cesaretle yapılabilir.”
Belki de hayatımda birçok kez, en çok beklediklerim, cesaretim eksik olduğunda kayboldu. Ve o sabah, bu eylemlerin aslında duygulara dönüşebileceğini fark ettim. Bazen bir eylem, bir cesaretin, bazen de bir korkunun peşinden gitmekle ilgiliydi. İleriye adım atmak, kimi zaman geriye doğru adım atmaktan daha zordu.
Sonuçta Ne Oldu? Bir Eylemin Beni Değiştirmesi
Kayseri’nin taşları aynı taşlardı, sokaktaki insanlar ise hâlâ yürüyordu. Ama ben farklıydım. Artık, her adımda bir anlam aramıyordum. Her eylem bir şey yapmamı gerektirmiyordu, bazen sadece durmak, düşünmek, görmek yeterliydi. O sabah fark ettiğim şey, eylemlerin ardındaki duygunun beni gerçek anlamda değiştirdiğiydi. Eylem, bazen bir harekettir, bazen bir cesaret, bazen de sadece bir karar. O sabah, hayatımın tek bir anında bile bu düşünceyi sorgularken, aslında kendi içimde önemli bir eylemi gerçekleştirmiş oldum.